Olcay Kavuzlu

 
  Önce "Uçurtma’nın Kuyruğu"yla tanıdım kendisini. Rahmetli Savaş Dinçel’in kaleme aldığı, bittiğinde ise benim geçmişimi geleceğimi ele aldığım bir oyundu. Oyunu Mithat Erdemli ile beraber götürdüler. Öyle güzel uyumları vardı ki hangisini ağzım açık izleyeceğimi şaşırmıştım. Misket oynayacak yaşı çoktan geçmiş olsam da insanda çocukluğuna dair hatıraları canlandırdığı için çok sevmiştim kendisini.  


 
"uçurtmamın ipini iyice saldım. çok yukarılarda nazlı nazlı sallanıyordu. kuyruğuna yapışmış olan ben, aşağıda ipin ucundaki kendimi neredeyse göremeyecek kadar yüksekteydim. aşağıdan uçurtmayı idare ediyor, yukarıda ise kuyruk sefası yapıyordum. evler altımdan hiç oynamadığım tahta oyuncak şehirler gibi geçip gidiyor. aşağıdan kendime bağırıyorum: “gördüklerini bana anlatacaksın değil mi?” uçurtmanın kuyruğuna sıkı sıkı yapışmış ellerimden birini bırakıp aşağıdaki kendime nanik yapıyorum. aşağıdan bana kızıyorum, ama gene de seviniyorum. ip çok uzun. şehrin bu yakasındaki tepenin üstünden denizi geçiyorum. aşağıda vapurlar birer oyuncak gibi. sanki elimi uzatsam birini tutup cebime koyacağım, akşama evde leğene su doldurup oynayacağım onunla. bahçeler var şimdi aşağıda. kendime sesleniyorum aşağıya, biraz alçaltsın beni diye. “neden?” diye soruyor. sesi sanki yanımdaymış gibi. kulağına fısıldıyorum: “sonra anlatırım. sen alçalt…...…….altımda bahçeler, küçük vapurlar, kutu kutu evler ve ipin ucundaki kendimi seyrederek, süzüle süzüle aşağı inip, gene kendi cebime giriyorum. “neler gördün? anlat” diye soruyor bana. anlatamıyorum."
Uçurtmanın Kuyruğu, Ankara Devlet Tiyatrosu oyun arşivinden


 
  Sonra oda tiyatrosunun küçücük sahnesinde Kontrabas ile ikinci kez izledim. O ufak sahnede bile devleşiyor, insanı oyunun içine çekerek dış dünyayla olan tüm bağını kopartıyordu. Oyun esnasında seyirciyle birebir diyaloglarının ise keyfine diyecek yoktu =) Klasik, ortalama bir Türk aile yapısının içinde büyüdüğümden ileri gelen  klasik müziğe olmayan ilgimi sorguladım sayesinde. Pek bir şey değişmedi ama yine ufkumu genişletmeyi başardı tek perdelik oyunuyla.


  


  Son olarak soğuk bir Ankara gününde “soğuk bir Berlin gecesi” ile karşılaştık yeniden. Aslında oyunu pek incelemeden bileti almıştım. İçinde Olcay Kavuzlu vardı ve sanıyorum izlemeye değerdi. Yanılmayacağımı biliyordum ama oyundan çıkınca bu kadar etkisinde kalacağımı tahmin bile etmezdim. Yoğun kar yağışı vardı bugün bu bozkırda. Engel miydi Şinasi’ye ulaşmama? Tabiî ki hayır!
İçeri girer girmez sahnenin güzelliği ışıklandırması dekoru beni benden aldı. Kalabalık ve renkliydi, ben onları incelemeye doyamadan oyun başladı. Konusu tanıdıktı öncelikle. Gurbette yaşayan “alamancıların” orda da yabancı burada da yabancı olarak görülmeleri sonucu kendilerini bir yere ait hissedememe sorunsalıydı.. Birinin diğerini barbar, değişime kapalı,katil; diğerinin berikini sadece arabasını ve köpeğini seven bir mahlukat olarak görmesi sonucu ortak dili konuşmalarına rağmen ortada bir yerlerde buluşamayan insanların öyküsüydü…Oyunun yazarı Barış Eren’in kalemiyle:
“Avrupa’nın ortasında,uygar bir kentte, uygar insanlar arasında dili,dini,kültürü,ten rengi,düşünceleri, ve davranışları farklı olduğu için yabancı konumuna düşen; daha doğrusu düşürülen, dışlanan, ötekileştirilen, yokmuş gibi davranılan bireylerin o toplumdaki konumu, davranışları, kendine ve insanlara olan güven yitimi ve bunların sonucunda, istem dışı bilinçaltına atılanların sonraları su yüzüne çıkışı…"


 

 
Nefes almadan gözümü ayırmadan izledim iki perdeyi de. Oyunu besleyen yalnızlığın ve yabancılaşmanın aslında o kadar da uzak olmadığını gördüm sayelerinde. Dostluktan aşka gidiliyordu fakat aşk dostluğa dönüşemiyordu maalesef. Kıskançlık feci bir şeydi. İnsanlara güvenebilmeyi öğrenmek gerekiyordu. Ve son olarak aşk bazen pis kokardı!!!!!


 
Dipdiri not: yazı Olcay Kavuzlu üzerine.. lakin teşekkürü hak eden bir dünya insan var. Başta Mithat Erdemli sonra Fulya Koçak, Ferahnur Barut, amirimin biricik Tahsin’i benim canım Tahsin müdürüm Eray Eserol, Adnan Erbaş,Mahmut IşıkBarış Eren. Savaş Dinçel.  Sahnesine bayıldığım Sinan Yardımedici. ve daha nicesi…. Tiyatro yaşasın!!!

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Çocuk düşlerimiz yok artık

belki

eskiye götüren yazı