Çocuk düşlerimiz yok artık


Yıl 2011 olmuş. Yaşım yirmi beş. Aylardan kasım. İlkokulda öğretilen hesaba göre mevsimlerden sonbahar olmuş, ama bildiğin kışı yaşıyoruz. Ankara’da yaşayanlar en azından bir süre buralarda bulunanlar bilirler her daim ayazdır Ankara bu aylarda. Soğuk içine işler adamın. Ankara’yı sevmeyen için güzel bahanedir çünkü adamın k.çı başı donar sabah ayazında, haklıdır sevmemekte. Oysa sevenler için, nefes almayı bu bozkırda öğrenenler için dokunmaz bu havalar. Bundan mütevellit dokunmaz bana da….

Dokunmayan başka şeylerde var. Mesela aşk.. Aşkın bana dokunmadığı ve hatta yakınımdan bile geçmediği bir kasım ayının daha sonuna yaklaşırken sınavlar hüsranıma bir yenisini ekledim bugün. Aslında çok umut dolu girdiğim bir sınav değildi. Yorgun günlerin ardından girdiğim, öncesinde ve sonrasında bol bol düşünmeye vakit bulduğum bir sınavdı aynı zamanda.

Sınav öncesi rahattım. Olması gerektiğinden fazla bir rahatlıktı bu seferki. Hatta bir ara “Niye bu kadar rahatım lan ben” diye evham yaptım. Lakin çok uzun sürmedi hemen akabinde rahatladım. Rahvan gitsin modu uzun süre teslim aldı beynimi, bedenimi. Düşündüm bolca.

Sabah ayazı kendime getirdi beni, düştüm yollara. Çanta yok. Cüzdan yok. Telefon yok. Kalem yok. Silgi yok. Saat yok. Küpe yok. Kolye yok. Bozuk para yok. Elli kuruşa aldığım su şişesi var ama onunda etiketi yok. Kimliğim var (çok şükür) Düşmüş omuzlar var etrafımda. Soluk yüzler var. Üşümüş burunlar var. Sessiz bir şehir var aynı mağduriyeti yaşayan insanları barındıran. Umutlarını yüzeli dakikaya sığdırmayan çalışan telaşlı bakışlar var bütün yüzlerde.

İlk 10 dakika.. ilk 45 dakika.. ilk 90 dakika.. yerini son 45 dakikaya sonra o da tahtını son 10 dakikaya bıraktı bırakacaktı bırakıyordu derken yine bir sınav yitti gitti.

3. katın merdivenlerinden inerken herkesin elinde etiketi olmayan su şişeleri içlerinde ise biriktirdikleri öfke dağları vardı. Sanki dışarıya adımını atan her öfke dağıyla beraber sıcak bir tavayla soğuk suyun birleşmesindeki cozzz sesi çıkıyordu ya da benim hayal gücüm yine coşagelmişti durduramıyordum. Orayı hayal meyal hatırlıyorum. Hayal ettiğim başka şeyler de oldu pek tabi ama onlar biraz daha saçma o yüzden yazmıyorum..

Saçmalarken saçmalarken asıl diyeceğim şu ki; bir iktisadi ve idari bilimler fakültesi mezunu ve mağduru olarak girip çıkılan her sınav hayallerimizi törpülemeye tam gaz devam ediyor. Bir adımız bile yok, eğer işimiz yoksa.. daha hayat kavgasının başlangıcında istemediğimiz belki de hayalini hiç kurmadığımız bir mesleğe sahip olabiliyoruz dayanma gücümüzün kalmaması sayesinde. Sonra işimizi sevmiyoruz. Sonra işe giden yolları… En sonunda her şeyi…  Hani her sabah yollarda gördüğünüz; hani o durakta bekleyen mutsuz suratlar, çökmüş omuzlar, yitmiş hayaller, var ya onlardan biri oluyoruz yavaş yavaş…



Yorumlar

Faruk Özcan dedi ki…
Hayat son derece acımasızca devam ediyor. Tökezleyenlerin iteklendindiği, düşenlerin üzerine basıldığı bir hengame içinde.
ESMA B. dedi ki…
hayırlısıyla bu hengameden ne birilerini itekleyerek çıkalım; ne de üzerimize basan olsun..

Bu blogdaki popüler yayınlar

belki

eskiye götüren yazı