Yıl 2011 olmuş. Yaşım yirmi beş. Aylardan kasım. İlkokulda öğretilen hesaba göre mevsimlerden sonbahar olmuş, ama bildiğin kışı yaşıyoruz. Ankara’da yaşayanlar en azından bir süre buralarda bulunanlar bilirler her daim ayazdır Ankara bu aylarda. Soğuk içine işler adamın. Ankara’yı sevmeyen için güzel bahanedir çünkü adamın k.çı başı donar sabah ayazında, haklıdır sevmemekte. Oysa sevenler için, nefes almayı bu bozkırda öğrenenler için dokunmaz bu havalar. Bundan mütevellit dokunmaz bana da…. Dokunmayan başka şeylerde var. Mesela aşk.. Aşkın bana dokunmadığı ve hatta yakınımdan bile geçmediği bir kasım ayının daha sonuna yaklaşırken sınavlar hüsranıma bir yenisini ekledim bugün. Aslında çok umut dolu girdiğim bir sınav değildi. Yorgun günlerin ardından girdiğim, öncesinde ve sonrasında bol bol düşünmeye vakit bulduğum bir sınavdı aynı zamanda. Sınav öncesi rahattım. Olması gerektiğinden fazla bir rahatlıktı bu seferki. Hatta bir ara “Niye bu kadar rahatım lan ben” ...
Yorumlar